archives

Arakan nerede

This tag is associated with 2 posts

Osmanlı-Burma İlişkileri ve Yardım Zamanı! Relationships Between Ottoman-Burma and Time to Help!

Geçtiğimiz Çarşamba günü A Haber’de Satır Arası programında Duygu Leloğlu’nun konuğuydum.

Konu Burma’nın Arakan bölgesindeki soykırımdı.

Bangladeş’teki Arakanlı mültecilerin kampında bulunan A Haber muhabiri Fatih Er de telefonla canlı yayına katılmış, bölgedeki gelişmeleri aktarmıştı.

Arakan’daki mevcut durumun değerlendirmesini yaptığımız programda bize ayrılan vakit çok sınırlı olduğu için bahsedemediğim, Osmanlı-Burma ilişkileri konusuna bu yazımda değinmek istiyorum.

Konuyu araştırdıkça bölgenin bizim için de çok önem teşkil ettiği sonucuna ulaştım. Zira Endonezya ile olan ilişkiler gibi Güneydoğu Asya’ya da ecdad kayıtsız kalmamış.

Kuruluşu 1948’e dayanan, eski adıyla Burma ve Birmanya olan Myanmar, 1919’dan 1937’ye kadar Hindistan’ın bir eyaleti olarak İngiliz yönetiminde kalmış, bağımsızlığını ancak 1948′de elde etmiştir.

1826’dan 1937’ye kadar 100 yılı aşkın bir süre İngilizler’in boyunduruğu altında yaşayan bölgenin en yoğun nüfusu barındıran ve şimdilerde Yangon olarak bilinen şehri Osmanlı arşiv kayıtlarında Rangon olarak geçmektedir.

Milâdi 1870 tarihli bir belgenin özetinde geçen, “Burma’da Sultan Ava veziriazamı tarafından gönderilen ve iki ülke arasında ilişki kurulması talebini havi tahrirat” ifadesinden de anlaşılacağı üzere bölge ile ilk resmi temasın 19. yüzyılın sonlarında başladığını söyleyebiliriz.

Osmanlı Arşivleri Bâb-ı Âlî Evrak Odası, 179592 gömlek numaralı, Hicrî 1322 (1904/1905) tarihli bir belge özetinde, “Hindistan’ın Bender-i Nügun nam-ı diğer Rangon şehrinde fahri bir şehbenderlik (konsolosluk) kurularak tüccardan Hacı Mehmed Yusuf bin İsmail Sahib Efendi’nin fahri şehbender tayini” ifadesi ile Hariciye Nezareti’nin bir karar bahsi geçmektedir.

Bu belgeden anlaşıldığı üzere bölgedeki ilk fahri konsolosumuz ise Hacı Mehmed Efendi’dir. Bu dönemde Osmanlı tahtı Sultan II. Abdülhamid’e emanettir. Ta ki 1909’a kadar.

Hicrî 1331 (1912/1913) tarihinde ise fahri konsolosluğa Medenî Molla Ahmed Davud Efendi’nin tayin edildiği kayıtlarda geçmektedir.

Yine Hicrî 1322 tarihli başka bir belgede, Rangon bölgesinde zuhur eden veba illetinden dolayı o bölgeden gelecek yolcuların ve gemilerin belli bölgelerde karantinaya alınmasına dair kayıtlar vardır. Demek ki o tarihlerde bölgeden Osmanlı topraklarına muhtelif amaçlarla bir takım seyahatler söz konusuydu.

1905 tarihli bir belge özetinde geçen, “Rangon Cemaat-i İslamiyesi tarafından ibraz edilen bağlılığın padişahın memnuniyetine vesile olduğunun bildirilmesi” ifadesi Rangon ahalisinin Osmanlı’ya bağlılığına dalalet eden önemli bir ayrıntıdır.

Burma Müslümanları ile ilişkilerin pekiştiği II. Abdülhamid dönemine ait, 1326 (1908) tarihli bir belgede geçen, “Cülus günü, Kanun-i Esasi ilanı ve Hicaz hattının açılışı vesilesiyle Rangon İslam cemiyetlerince şenlikler icra edildiği” bilgisi ilginç bir ayrıntı olarak karşımıza çıkar.

Malûm, Kanun-i Esasî Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olarak 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamid tarafından askıya alınmış, 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiştir. Anlaşılan o ki, Burma Müslüman ahalisi bu gelişmeye kayıtsız kalmayarak şenlikler icra etmişlerdir.

Yine II. Abdülhamid tarafından 1900-1908 yılları arasında inşa ettirilen, İstanbul’u Medine’ye bağlayan Hicaz Demiryolu’nun tamamlanıp hizmete açılışı da bu bölgedeki Müslümanları sevindirmiştir.

Bizi hayrete düşüren ise, 1323 (1905) tarihli bir belgeye göre, Rangon Cemaat-i İslamiyesi’nin Hamidiye-Hicaz Demiryolu projesi için Osmanlı’ya para yardımında bulunmasıdır. Yardım miktarı da, 2201 lira, 25 kuruştur.

Bu vesile iledir ki Burma’da kimi Müslümanlar yaptıkları yardımların karşılığında Hicaz madalyası almışlardır.

Arşiv kayıtlarına baktığımızda bölge ile ilgili en yoğun temasın Birinci Dünya Savaşı sırasında olduğu görülmektedir.

1915’te, Basra Körfezi ve Fırat çevresindeki muharebede esir düşen Osmanlı askerleri İngilizler tarafından Burma’daki Thayemyo Esir Kampı’na sevkedilmiş, Rangon’a ulaşan esirlerinin ayrıntılı bilgileri İngiliz sefaretinden talep edilmiştir.

Bölgedeki İngilizler’in Osmanlı askerlerine yönelik insan hakları ihlallerini ise, Hariciye Nezaretinin 2193 Dosya numaralı, 1915 tarihli bir belgesi kayıt altına almıştır. Bu belge özetinde, “Burma’da Thayetmyo Esir Kampı’nda bulunan Basra Sabık Kumandanı Miralay Subhi Bey’in İngilizler tarafından tecrid odasına kapatılarak kendisinin insani ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı” şeklinde durumun vahameti bildirilmiştir.

1916 tarihli bir belge özetinde geçen şu ifade insanın gözünü yaşartacak cinsten, “Hindistan’ın Burma eyaletinde esir bulunan Basra Encümen Katibi Süleyman Asaf Bey’in esaretinden bu yana ödenmemiş olan maaşlarının İstanbul İdare-i Hususiyesi’nden Hilâl-ı Ahmer Üsera Komisyonu vasıtasıyla ödenmesi.”

Yine başka bir belgede, “Esir olarak Tiflis ve Burma’da bulanan Bitlis vilayeti polis kadrosundan Müdür İrfan, İkinci Komiser Mustafa Şevket, Muavin Süleyman, Polis Emin ve Salih Efendilere maaşlarının gönderilmesi” şeklinde ifade edilmiştir.

Osmanlı Devleti, son zamanlarında bile Burma’da esir olduğu halde kimsenin hakkını yemeden maaşlarını Hilâl-i Ahmer aracılığı ile ödemiştir.

Hilâl-i Ahmer, Osmanlı Devleti’nde, “Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti” adı ile 1868 yılında kurulmuş bir yardım cemiyetidir. İlk başkanlığını Rum asıllı Osmanlı hekimi olan Marko Paşa’nın yaptığı cemiyet 1947’de Türk Kızılay Derneği adını almıştır.

1877-1878 Osmanlı Rus Harbi boyunca önemli hizmetler veren Hilâl-i Ahmer Cemiyeti I. Dünya Savaşı’nda önemli hizmetler vermiştir. Bu dönem içerisinde Burma’da da faaliyet gösteren cemiyet bölge Müslümanları’ndan pek çok defa yardım toplanmasına ve yardımların Osmanlı Devleti’ne ulaştırılmasında öncülük etmiştir.

Muhtelif kamplarda esir tutulan Osmanlı askerleri ile Osmanlı Devleti’ne, harp yardımında kullanılmak üzere Burma Müslümanları tarafından para yardımı yapıldığı arşiv kayıtları ile sabittir.

Örneğin, Hariciye Nezaretinin 542 Dosya numaralı 1912 tarihli bir belge özetinde Osmanlı esirlerine yapılan yardım, “Birmanya’da (Burma) Mandalay şehri Müslümanları tarafından Osmanlı Askerlerine yardım için sekiz yüz İngiliz lirası takdim edildiği” şeklinde geçmektedir.

Yine bir başka belgede, “Harp yardımı olarak Birmanya Hilal-i Ahmer murahhaslarından İbrahim Ali Molla ve Abdurrahman Cemal efendiler tarafından toplanıp gönderilen paranın makbuzunun mahalline gönderilmesi” şeklinde geçen ifade bu cemiyetin Burma’da ne kadar etkin çalıştığını ortaya koymaktadır.

Kesin olmayan bilgilere göre, Burma’da 1500 şehidimizin olduğu ve oradaki şehitliğimizin harabe şeklinde olduğu da muhtelif internet sitelerinde ifade edilmektedir.

Ayrıca esir düştükleri dönemlerde Yangon (Rangon) ve Thayet arasındaki 9 bin km’lik demiryolu hattının da esir olan Osmanlı askerine yaptırıldığı da iddia edilmektedir. Ancak konuyla ilgili arşivsel belgelere ulaştığımı söyleyemem.

Özetle,

Eski adı Birmanya, Burma olan, şimdi ise Myanmar olarak bilinen ülke sınırlarında yaşayan Müslüman ahali ile olan tarihsel münasebetimiz hiç de küçümsenmeyecek derecededir.

İlişkiler II. Abdülhamid döneminde pekişmiş, I. Dünya Savaşı sırasında da artarak devam etmiştir.

Esirlerle birlikte İngiliz sömürüsüne karşı aynı safta duran Burma Müslümanlar’ı her fırsatta Padişah’a sadakatlerini ifade etmişler, Harb-i Umumî için ve bölgedeki Osmanlı esirleri için maddi ve manevi yardımda bulunmuşlardır.

Ve şimdi,

Dikdatör, cunta rejimi ve ırkçı budistler tarafından yönetilen Myanmar devleti Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlar’a yönelik sistematik bir soykırım politikası gütmekte, insan haklarını adi ve acımasız bir şekilde ihlal etmektedir.

Arakanlı Müslümanlar: “Kurşun bizden daha kıymetli, kurşuna para gitmesin diye bizi vurmuyorlar diri diri gömüyorlar!…” diyerek vahşetin boyutunu insanlığın suratına tokat gibi vuruyorlar!

Tarihin her döneminde, dili, dini, ırkına bakmaksızın mazlumların yanında olan bir Devlet-i Aliyenin mirasçıları olarak aynı duyarlılıkla hareket etmeli ve Arakan’daki kardeşlerimizin madden ve manen yanlarında olmalıyız.

Bu bereketli vakitlerde komşu ülkelerde ve dünyanın muhtelif coğraflarında zalimce katledilen mazlumlar için kalplerimizin hüznü ile ellerimiz duaya kalkmalıdır.

Tıpkı tarihte açılmış şehbenderlikler gibi bugün de, Türkiye olarak bölge ile olan diplomasiyi artırmalı ve tarihsel birikimimiz bu diplomasiye yansıtılmalıdır. Bu girişim bölgede akan Müslüman kanının durması için zaruridir.

Burma’nın yardım ulaştırılamayan bölgelerine STK’lar vasıtasıyla yardım koridorunun açılması sağlanmalıdır.

Hali hazırda evsiz kalan 100 binin üzerinde Arakanlı var. Mülteci kamplarına geçmek için yürünen ormanlarda ölüm kol geziyor.

Bölgeyle ilgili AB ve BM raporları gerçekleri yansıtmıyor. Bu bölgeyi en iyi tanıyan yardım kuruluşu İHH. 15 yıllık tecrübe ile yardımların mültecilere ulaşmasını sağlıyorlar. Bu anlamda İHH’nın desteklenmesi gerekiyor.

Necip milletimizin ecdadın duyarlılığını örnek alarak tarihte bizim yanımızda olmuş Arakanlı Müslüman kardeşlerimizin elinden tutacağına yürekten inanıyor, tuttuğunuz oruçların ve yapacağınız yardımların kabul olmasını niyaz ediyorum.

Hoşça bakın zatınıza!

Aydın Çakırtaş – Habername

www.aydincakirtas.com

www.twitter.com/aydincakirtas

aydincakirtas@gmail.com

Arakan ile ilgili görseller www.ihh.org.tr  www.denizfeneri.org.tr ve www.kimseyokmu.org.tr adreslerinden derlenmiştir.

This slideshow requires JavaScript.

Myanmar (Burma)’ da Neler Oluyor?

İçinde bulunduğumuz şu Mübarek Ramazan ayında bile dünyada Müslümanlar katledilmeye devam ediyor.

Hemen yanıbaşımızdaki zalim Esed rejimi Müslüman halkı katletmeye devam ederken, bir kötü haberde Güneydoğu Asya’daki Myanmar (Burma)’dan geldi.

Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan binlerce Müslüman hunharca katledildi ve bölgede yaşayan 1.5 milyon Müslüman soykırım tehdidiyle karşı karşıya.

Sosyal medyada TRT yapımcısı Feridun Özdemir arkadaşımız aracılığı ile Türkiye ve Dünya gündeminin ilk sırasına yerleşen bu katliamla ilgili Türkiye Dışişleri ile İHH yardım vakfı çalışmalarını hızlandırdı.

Dün olayın Twitter da gündem olduğu saatlerde evvela Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk Arakan’da yaşanan vahşetin 5 farklı dilde haberinin yapılarak dünyaya servis edildiğini duyurdu.

Vahşetin hangi boyutta olduğunu belgeleyen haber ve fotoğraflar dünyaya yayılmaya başladı. Kendi kişisel siteme koyduğum haber ve görsellere dünyanın pek çok ülkesinden tıklanmalar olduğunu gördüm. Umarım dünyanın dikkati bu bölgelere kilitlenir!

İHH’nın hazırladığı Myanmar’daki Müslümanlarla ilgili raporda ilginç ayrıntılar var.

Rapora göre, Arakan’daki hak ihlallerinin geçmişi çok uzun yıllara dayanıyor. Son olaylarda 1.000’den fazla Müslüman hayatını kaybetmiş, 90.000’den fazla Müslüman da evsiz barksız kalmış.

Arakan’dan kaçan çok sayıda mülteci komşu ülke Bangladeş’teki kapmlara sığınmakta ancak buralardaki yaşam geleceğe dair umutlarını tüketmektedir. Bu kamplarda yaşayan 75 yaşındaki bir mültecinin yürek dağlayan şu sözleri durumun vehametini ortaya koyuyor: “Bizi bütün acılarımızdan kurtaracak olan ölümü bekliyoruz.”

Bangladeş sınırına sandallarla gelip orada Bangladeş askerlerinin yanında el açıp “Allah’ım bizi koru” diye feryad eden Müslümanlar’ı Bangladeş sandallarına bindirip zulüm ve katliam bölgesine tekrar gönderiyor ve dünya sadece seyrediyor!

Peki kimdir bu Arakanlılar? İHH’nın raporundan edindiğimiz şekliyle özetleyelim:

Bangladeş-Burma (Myanmar) sınırında kuzey-güney doğrultusunda 50.000 km2’lik bir yüzölçümü olan Arakan, köklü bir tarihi mirasa sahiptir.

İslam’ın Arakan’a ulaşması 8. yüzyılda Arap tüccarlar sayesinde olmuştur. Deniz ticaretinde önemli bir yere sahip olan Müslüman Araplar, Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Uzak Doğu ile ticari ilişkiler geliştirmişler, Arakan’dan Sumatra Adası’na, Cava’ya kadar küçük ticaret şehirleri kurmuşlardır.

15. yüzyılın başında Kral Narameikla’nın İslamiyet’i seçmesinin ardından Arakan İslam Krallığı kurulmuş ve bu tarihten sonra İslamiyet bölgede hızla yayılmıştır.

1784 yılında başlayan İngiliz işgali sırasında Arakan’ın iki yerli halkı Rohingya Müslümanları ve Budist Rakhineler ciddi baskı ve zulüm görmüşlerdir. Bu dönemde Burmalılar’ın zulmünden kaçan binlerce Arakanlı ülkelerini terk ederek Hindistan’a göç etmek durumunda kalmıştır. 1826 yılında İngilizler’in bölgeye hakim olmalarının ardından Burma işgali sona ermiş ve Arakan’da 120 yılı aşkın sürecek olan İngiliz işgali başlamıştır.

Ve her zamanki senarya! İngilizler ve Fransızlar nereyi sömürdüyse orada zulüm, entrika ve katliamlar payitaht olmuştur. Arakan’da da aynen böyle olmuştur.

1826’da başlayan İngiliz işgalinin ardından Burma’yı işgalden kurtarma amacı güden Takin Partisi, Budist Rakinaları Müslüman Rohingyalar’a karşı kışkırtmaya başlamıştır. 1937 yılında İngiliz sömürge durumu korunarak Hindistan’dan ayrılan Burma’da Takinler yönetimdeki bütün gücü ele geçirmişlerdir. Müslümanlar’ın Budizm için büyük tehlike oldukları ve engellenmezlerse güçlenerek Budistleri yok edecekleri yönündeki propagandalarla halklar arasında düşmanlık tohumları atılmış ve Rakhineler Burma idaresi altında yaşamayı Müslümanlarla bir arada özgür olarak yaşamaya tercih etmişlerdir.

1942’de İngilizler’in çekilmesinin ardından bölgede yaşayan Hindistanlı ve Bangledeşli Müslümanlar’a yönelik ciddi saldırılar başlamıştır. 28 Mart 1942’de Minbya kasabasına bağlı Çanbilli köyündeki Müslümanlar’a saldıran Rakhineler, köydeki kadın, erkek ve çocukları kılıç ve mızraklarla katletmiştir. Kadınları tecavüz ettikten sonra vahşice öldüren Rakhineler, katliamın ardından bölgeyi yağmalamıştır.

Henüz yaraları sarıldı derken 1947’de Burmalılar tarafından tekrar saldırının hedefi olmuşlardır. Bu dönemde bazı Müslüman gruplar Burma Devleti’ne karşı silahlı mücadeleye girişmişler ancak başarılı olamamışlardır. Müslümanlar’ın biraz güçlendiği 1954 yılında ise Burma ordusu Muson operasyonu adını verdiği kanlı bir saldırı ile Müslüman güçlerini dağıtmıştır.

1962 askeri darbesine kadar saldırılar devam etmiş, darbe ile birlikte Müslümanlar iktisadi gücünü kaybetmişlerdir. Kışkırtma faaliyetleri de bu dönemde de artarak devam etmiştir.

1978 yılında ise hükümet “Kral Dragon Operasyonu” ile Müslümanlar’a gözdağı vererek Arakan’dan ayrılmalarını hedeflemiştir. Bu operasyon kapsamında da yüzbinlerce Arakanlı göçe zorlanmış, yüzlerce Müslüman hunharca katledilmiştir.

Hedef belli; Arakan’ın Budistleştirilmesi!

Bölgeden Müslümanlar’ın izini silmek ve bölgenin çehresini tamamen değiştirmek isteyen Myanmar yönetimi Kuzey Arakan’ın neredeyse her köşesine Budist tapınakları inşa etmeye başlamıştır.

1990 yılından günümüze kadar olan dönemde Müslümanlara yapılan baskılar sonucu yine yüzbinlerce Arakanlı, komşu Bangladeş’e mülteci olarak göç etmek zorunda kalmıştır. Müslüman köyler örnek yerleşim birimleri olarak düzenlenecekleri bahanesiyle boşaltılmış, ancak Müslümanlardan boşaltılan bu yerlere Budist Rakhineler yerleştirilmiştir.

Bu nasıl bir Budistlik anlayışıdır? Sizin olmayan kitabınızda insan katletmek nasıl bir felsefe ile izah edilir?

Yere göğe sığdıramadığınız Buda’nız size öldürmeyi, kan akıtmayı, katliam yapmayı mı emrediyor?

Halihazırda Arakan’da başlayan olaylar 3 Haziran 2012’de başkent Akyab’dan Maungdav şehrine gitmekte olan 10 Müslüman’ın Budist fanatiklerce katledilmesi ile başlamıştır. Yüzlerce Müslüman bu saldırıyı protesto etmek için Maungdav şehrindeki Merkez Camii’nde toplanmış, bu hareketi kendi varlıklarına tehdit olarak kabul eden Budist fanatikler ve Burma polisi Müslümanlar’a saldırmış ve çıkan çatışmada çok sayıda Müslüman yaralanmış ve şehit edilmiştir.

Burma polisi bu gösteriyi devlete karşı ayaklanma olarak nitelendirerek olaylara karışanların cezalandırılması emrini vermiştir. Suçluları barındırdıkları gerekçesiyle 300’ün üzerinde Müslüman köyü ile cami ve medreseler ateşe verilerek tamamen yakılmıştır.

Bağımsız insan hakları kuruluşlarına göre Haziran ayından bu yana bölgede yaklaşık 1.000 kişi katledilmiş, binlerce Müslüman evlerinden ve köylerinden sürülerek ormanlarda yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Myanmar’da çok ciddi gelişmeler oluyor. Bölgede çok ciddi insani bir kriz vardır.

Ve öğreniyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Myanmar (Burma) da bir büyükelçiliğimiz bile yok maalesef!

Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu elçilik açılması için çalışmaların başlatıldığını duyurdu. İnşallah bir an önce açılır ve Türkiye olarak bu kardeşlerimizin derdiyle daha yakından ilgileniriz!

Başbakanlık Baş Danışmanı İbrahim Kalın ise dün yazdığı twitter mesajında Dışişleri’nin devrede olduğunu ve katliamların durduğunu yazmış.

Arakan’da yaşanan gelişmeleri daha ayrıntılı öğrenmek isteyenler İHH’nın bu linkine tıklayıp gerekli bilgiyi edinebilirler. http://www.ihh.org.tr/uploads/2012/arakanraporu.pdf

Şu mübarek günlerde Rabbim tüm coğrafyalarda yapılan zulüm ve işkenceleri görüyor. O adîl sıfatı ile er ya da geç zalimlere büyük bir azab tattıracaktır. Zalimler için yaşasın Cehennem!

Bizler ülkemizde sıcak çorbalarla, envai çeşit nimetler eşliğinde iftar ediyoruz. Bir ekmek fırınının önünde 100 metrelik kuyruklarda bekleme pahasına da olsa sıcak pidenin kokusunu alabiliyor, ona ulaşabiliyoruz!

Ancak unutma! Dünya’nın bir başka ucunda #Arakandiyebiryervar !

Ancak unutma! Evi olmayan yüzbinlerce Müslüman kardeşin var!

Buradaki kardeşlerimiz için dua edelim hiç olmassa!

EY BÜYÜK ALLAH’IM! ŞU GÜZEL RAMAZAN’IN HÜRMETİNE FARKLI COĞRAFYALARDA ZULÜM GÖREN KARDEŞLERİMİZE YARDIMINI ESİRGEME! Amin.

Ramazan-ı Şerifiniz’i tebrik ediyor, sayinizin ve oruçlarınızın mebrûr olmasını niyaz ediyorum.

Hoşça bakın zatınıza!

Aydın Çakırtaş – Habername

www.twitter.com/aydincakirtas

www.aydincakirtas.com

ARAKAN İLE İLGİLİ SON GELİŞMELERİ A HABER’DE DEĞERLENDİRDİK:

http://www.ahaber.com.tr/webtv/videoizle/satir-arasi-2–25072012

MÜSLÜMANLAR BUDİST KAFİRLER TARAFINDAN DİRİ DİRİ YAKILIYOR!

This slideshow requires JavaScript.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.007 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: